--------------------------------------------------------------------
BÜTÜN DÜNYA BUNA İNANSA! – Çağatay Öztürk
BÜTÜN DÜNYA BUNA İNANSA!

Yazılarımı takip edenler çocukluk hayallerimden birinin hep bir İrlanda Seteri cinsi köpeğim olmasını istediğimi bilirler. Sonunda oldu. Evet gerçektende hayal bile ettiğimden daha iyi huylu ve güzeller güzeli İrlanda Seteri cinsi bir köpeğim oldu. Tabii ki merkezi Bursa Kemalpaşa’da bulunan ‘Roseland’ köpek çiftliği sayesinde. Öncelikle onları bu kadar profesyonel ve gerçektende samimi bir hizmet verdikleri için tebrik etmek istiyorum. Roseland köpek çiftliğini ve çiftliğin yetkililerinden olan Serkan Bey’i tamamen tesadüf sonucu sanal ortamda tanıdım. Aslında yüz yüze görüşemedik. Ama benim en büyük mutluluk kaynaklarımdan olan İrlanda Seteri cinsi köpeğim Roxy ile buluşmama aracı olduğu için Serkan Bey’e çok teşekkür ederim. Köpeğime Roxy adını verdim. Roxy bugün tam 4,5 aylık oldu. O kadar iyi huylu o kadar sevecen ve o kadar aradığım gibi bir köpekki Roxy. Onu çok ama çok seviyorum. Roxy bana geleli tam 2 ay oldu. Her geçen gün daha bir hızla büyüyor. Minyatür Pinçır (Miniature Pincher) cinsi diğer iki köpeğim Zeyna ve Clara ile de çok iyi anlaşıyor Roxy. Üçünün de mutluluğuna, onlarla vakit geçirdiğim her an tanık oluyorum. Kimi zaman onları oyun oynarken saatlerce seyrediyorum. Hiç sıkılmadan ve bıkmadan günlerce hiçbirşey yapmadan köpeklerle oynayabilirim. Hatta onların oynamalarını ya da uyumalarını bile seyredebilirim. Hayvanlar kadar zararsız ya da insanı rahatlatan veya bize, insanlığa, unuttuğumuz duyguları hatırlatan bir başka varlık daha düşünemiyorum. Ama tüm hayvanlar arasında köpeklerin benim için ayrıcalıklı olduğunu belirtmek istiyorum.

Mesleğim gereği bir Psikoterapist olarak birçok kişi ile onların özel yaşamlarına sayısız yolculuklar yapıyorum. Bugüne kadar kimse kalbinin bir kedi, köpek tarafından kırıldığından hiç yakınmadı. Ya da hayatlarını bir hayvanın mahvettiğini hiç dile getirmediler. Ancak hayvanlardan ya da kedi ve köpeklerden fobik anlamda korkanları anlıyorum elbetteki. Bu korkularından isterlerse çok rahat kurtulabileceklerini de biliyorum. Keza bugüne kadar birçok kişiye fobilerinden kurtulmaları için yardım ettim. Ancak asıl anlayamadığım biz hayvan severlere nefretle bakanlar. Örneğin beni 3 köpek ile bir arada yaşıyorum diye anormal olarak görenler. Onları anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Sonra da düşünüyorum; Acaba benim köpeklerime gösterdiğim ilgi, sevgi ve özen onlara ihtiyacı olan ama kendi hayatlarında sahip olmak istedikleri ve sahip olamadıkları ilgiyi mi hatırlatıyor? Bir anlamda da hayatlarındaki ilgi eksikliğini mi onlara hatırlatıyorum? Örneğin benim köpeklerim yemeleri gereken en iyi mamaları yerler. Yaşlanınca sağlık açısından sorunlar yaşamasınlar diye günde en az 1,5 saat mutlaka yürüyüşe giderler. Ayrıca her sabah 45 dk her gece de yine mutlaka en az 20 dk ile 30 dk benimle oyun oynarlar. Hiç kimsenin beni şımartmadığı kadar şımartırım köpeklerimi ben. Ama onlar hiç bir zaman şımarmıyorlar. Her zaman laf dinliyorlar. Beni mutsuz edeceğini düşündükleri hiç bir davranışta bulunmuyorlar. Kısacası hayvanları sevdiğiniz zaman onların size ihanet etmesi ihtimali bir kenara bir de üstelik sevginizin hiçbir zaman karşılıksız kalmadığını bilmelisiniz.

Roxy
Bu nedenle hayvanseverleri yadırgayarak bakan birçok kişiye en önemli tavsiyelerimden bir tanesi bir hayvan ile biraz vakit geçirmeleri. Onları anlamaya çalışmaları. Onlarla geçirdikleri zaman içerisindeki sevgi paylaşımının tadını başka hiç kimseyle almadıklarını görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Hem samimi olarak düşünürsek bizden önce hayvanlar yok muydu ? Günümüzde yaşam koşullarını zorlaştırdığımız hatta yaşam haklarını ellerinden aldığımız hayvanlar sizce bu dünyayı bizden çok hak etmiyorlar mı?
Tüm dünya buna inansa hem hayvanlar hem insanlar herles birarada daha mutlu bir yaşam sürdürmezler mi?
Sevgiyle Kalın, Hayvanlarla Kalın!
Çağatay Öztürk
Uzman Psikoterapist


Yorumlar
Çağatay bey bu sayfayı meşgul olduğunuz bir anda yayınladığınızı düşünüyorum çünkü bu güzel ve faydalı sitenin misyonuna aykırı buldum..
Açıkçası bu yazı biraz da incitici gibi.. çünkü oldum olası cins köpek almayı daha cazip bulanlara yakın olamıyorum.. Bu bana ”bir çocuk istiyorum ama özürlü olmasın, yakışıklı olsun ve akıllı ve sevimli olsun” benzeri bir şart koşmayı çağrıştırıyor.. Böyle bir çocuğumuz olmasa idi red edebilirmiydik.?
Lütfen bu mesajımı hoşgörü ile değerlendiriniz.. Çünkü kalbinizin, misyonunuzun,sitenizin temizliğinden zerre kadar şüphe duyulmadan yazılmıştır..
Sevgili PG okurları,
Köpek çiftlikleri misyonumuza aykırı değildir. Bununla kastedilen, sağlık koşullarına, genetik rahatsızlığı olup olmadığına bakılmaksızın damızlık olarak kullanılarak, kötü koşullarda birçok cins birarada, ‘ne kadar çok yavru o kadar iyi’ mantığıyla hayvanların doğuma zorlandıkları köle kamplarından bahsetmiyoruz. Tam tersine AB ülkelerinde olduğu gibi denetimli köpek çiftliklerinin her zaman var olacak, yadsınamayacak gerçek, cins yavru ihtiyacına tek köklü çözüm olacağını düşünmekteyiz. Barınaklardan sahiplenme bu çözümle birlikte yürüyecek olan bir çözümdür.
Detaylı bilgi için aşağıda ‘ÇÖZÜM’ bölümümüzden bir alıntı yayınlıyoruz, lütfen okuyunuz.
4- Pet shoplar, hayvan satmamalı sadece malzeme satışı yapmalıdır, hayvan satan pet shoplardan alışveriş de etmeyiniz. Pet shoplara alternatif olarak yurtdışında uygulanan üretim evleri ve üretim çiftlikleri sistemi ülkemizde başlamalı ve yaygınlaşmalıdır.
Aşağıda göreceğiniz örnek üreticilerin, ülkemizde de başlaması gereken sisteme fikir vermesi gerekmektedir. B u sistemde, kırsal kesimde yaşayan aileler, derneklerden onay aldıktan sonra, seçmiş oldukları cinsi üretmeye başlıyorlar; senede birkaç kez kontrol edilen bu yerlerde, senede olabildiği kadar çok doğurtmak felsefesi ile değil anne ve yavru sağlığına yönelik sıklıkta doğum yaptırılıyor. Bu aileler sadece birkaç cins yetiştirebiliyor, ve her cinsten sadece ilgilenebilecekleri kadar bir veya iki köpek oluyor, onlarca cins bir arada yetiştirilemiyor. Bu yerlere başvurarak sertifikalı, sağlıklı, seçilmiş dişi ve erkek köpeklerin yavruları için rezervasyon yapıyorsunuz, doğduktan sonra üç aylık olana dek, onu yerinde annesinin ve yetiştiricinin yanında ziyaret ederek hem hangi koşullarda olduğuna tanık oluyorsunuz, hem de yetiştiricisi sizi tanımiş oluyor. Bu sistemin aksadığı illegal yerler tabii ki yurtdışında da var, fakat en azından böyle bir sistem ve bu sisteme bağlı doğru çalışan birçok aile üretici var. Bir de toplumsal bir katma değeri olmakta bu sistemin. Aşağıdaki sayfalarda görebileceğiniz gibi belli bir cins köpek istediğinizde bu sisteme uygun çalışan birçok alternatifiniz oluyor, bu yerlerin ortamını görüp, yavru ile tanışıp, yetiştiricisini ve sertifikalarını kontrol edip, güvendiğiniz yerden hayvanınıza ulaşma şansiniz oluyor. Aşağıda birkaç site sadece sistem hakkında bilgi ve fikir versin amacı ile konulmuştur.
Devamı burada: http://www.petshopgercegi.com/cozum-onerisi/
hayvan satışı yapıldıktan sonra nerede yapıldığını çok düşünmemekten yanayım açıkçası…
çünkü ülkemizde ne yeterli denetim sistemi vardır ne de mevzuat uygundur…
eğer üretimle çözüm önerisi sunulacaksa, ne sebeple kısırlaştırma yapıyoruz ???
biz kısırlaştıralım ama birileri üretsin ve para kazansın diye mi? sonra o yavrular yine sokağa düşecek yine kısır döngü…
malesef bu bir çözüm önerisi olarak yetersiz kalmakta ve adı pet shopsa bu para kanlı adı çiftlikse sorun yok sinyali vermekte… hoş değil..











afedersiniz çağatay bey son satırdaki dileğinize tam manasıyla katılıyorum fakat;
pet shop gerçeği..
hayvan satmayan pet shop vs dedikten sonra,
bir köpek çiftliğine teşekkür etmek… mantık çerçevesinde mi?
ve doğru mu??
tamamiyle iyi niyetli bir sorudur..
lütfen art niyet aramayınız…
saygılarımla
yasemin akçora