Not : Yazıyı özellikle üzerinde oynama olmaması için webde yayınlıyorum. Bu yazıyla kimseye yaranamadığımı biliyorum , öyle bir de derdim yok. Çünkü etiketlenmeyi reddediyorum. İnandıklarımı söyledim. Çoğu kişi de bu yazdıklarıma zaten inanır , cesareti yoktur ama kendisine saldırılmasın diye de hiçbir ortamda söyleyemez.
Bu konuda şahsıma gelecek hiçbir yazıya yanıt vermeyeceğim. Yazı yeterince açık.
Komplo teorisi üretmek isteyen üretebilir , saldırmak isteyen de eline bu kadar koz verdim bu atış alanının bir numaralı yeri haykurt yahoo grups ve sesizliğin seksi üzerinden saldırabilir.
Hayvan hakları hareketi bu bölünmüşlükle Türkiye’de lokal bazdan ulusal baza ilerlemez.
Bu bölünmüşlükten ise hep belediyeler , dernekçiler ve narsist ruh hastaları kazanır.
Bilindiği üzere Türkiye’de hayvan hakları savunuculuğunda aktivist olmak ve bu konuda söz sahibi olmak istiyorsanız mutlaka safınızı belirlemeniz gerekir :
Ya yurtdışına hayvan gönderenlerle beraber olacaksınız ya da buna kesinlikle karşı olup gönderenlere karşı tavır alacaksınız.
Yani barınmanız için ya sağcı ya solcu , ya da ya Fenerli ya da Galatasaraylı olmak gibi. Ulusal takımı tutma şansınız yoktur. Çünkü bir şeyler yapabilmeniz ve kendini kabul ettirebilmeniz ancak bu camiada bu şekilde “etiketlenmeniz” ile mümkündür.
Böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmeyecektim ancak şahsım ile ilgili bu konu ısıtılıp ısıtılıp devamlı gündeme getirildiği için kimseyi tatmin etmeyeceğini bildiğim yanıtımı da artık vermenin zamanı geldiğini söylemek isterim. Bu konudaki görüşüm de kesinlikle HAYTAP ‘ ın değil kendi şahsi görüşlerimdir. Hiçbir derneğin , kişinin ya da platformun baskısı altında ya da yönlendirilmesi ile verilmemiştir.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Avrupa’da “ dogtrafficing “ denilen ve bir seferde yüzlerce binlerce hayvanın diğerine kaçak yollarla , tırlarla , gemilerle , kamyonlarla deney ya da kürk olarak kullanılmak üzere götürülmesine kesinlikle karşıyım. Bu konu ile ilgili olarak (defalarca söylemiş olmama rağmen kim inanır bilmem ama ) bugüne kadar ne bağlantım olmuştur ne de teşebbüs etmişimdir.
Türkiye’de bu işi SHKD ‘nin yaptığı söyleniyor. Orada çalışan kişilerin de açıkçası kim ne derse desin bu transferi deney ya da kürk için yaptığına da inanmıyorum. Öncelikle bu kadar masrafa niye girsinler ? Romanya , Macaristan Bulgaristan zaten sokak hayvanı kaynıyor.
Hepsini bırakın deney için iki çift damızlık alıp istediğiniz gibi labaratuarda zaten yetiştirirsiniz. Daha da ucuza gelir. Labratuarlar bizim sokak hayvanlarımıza mı kaldı? İlla da sokak hayvanı istiyorsan yüzlerce değil iki tane götürür üretirsin. Deney için zaten sokak hayvanı olmaz. Kürk için ise ne buradan Çin’e yollamak ne de Avrupa’ya yollamak akıl işi değil. Zarar görmesin diye kafasını bile kesmeden hayvanları canlı canlı yüzen bir toplum , paraya bu kadar önem veren bir sistem ulaşım masraflarını da düşünür herhalde. Yetiştirip kürk yapmaları daha ekonomiktir. Nitekim biliyorsunuz Çin öyle yapıyor.
İnternet sitelerindeki komplo teorilerini bir tarafa bırakacak olursak Türkiye’den yurtdışına tırlarla hayvan götürüldüğüne dair ne sağlam delil , ne tanık , ne mahkeme kararı ne de bu hayvanların varış noktasında deneye ya da kürke götürüldüğünü duymadım ya da böyle bir belge gördüm.
Aklım mantığım bu kadar hayvanın bir kerede çıkacağına inanmadığı gibi , bir gidişte iki ya da üç hayvanın Avrupa’ya sahiplendirilmesine de karşı değilim. Çünkü sahiplendirme olanakları Türkiye’de çok sınırlı ve barınaklar artık ağzına kadar doldu.
Çünkü Türkiye’de her zaman dediğim gibi üreme kontrol altında değil , kaçak giriş had safhada , petshoplar almış başını gidiyor …Sınır bölgesi olan İpsala’da Çorlu’da yurtdışından giren hayvanlar için özel alanlar kurulmuş. Yani üretimine ve ticaretine izin var ama ölümleri işkence içinde …
İnsanlarımız da ne hayvan seviyorlar ne hayvansever…. ne de bu işle uğraşan dernekleri tutuyorlar. Aynı çocuk sahiplenmenin ülkemizde çok alt düzeyde olduğu gibi hayvan sahiplenmek de hepinizin bildiği üzere bu ülkede çok zor ….Hayvan alacak kişi de çoğunlukla doğrudan petshoplara yöneliyor.
Özetle Türkiye’de böyle ciddi bir sahiplendirme pazarı yok , böyle bir kültür yok. Hayvan sahiplendirmenin , hele sokak hayvanı sahiplendirmenin ne kadar zor olduğunu hepiniz benden zaten daha iyi biliyorsunuz.
Ama Avrupa’da ister inanın ister inanmayın bu kültür var. Hatta bir çok ülkede petshoplar kapatılmış durumda. Hatta bir çok evde bir tane değil iki tane hayvan besleniyor. Petshoplar kapatılınca onlar da hayvan ihtiyaçlarını büyük çoğunlukla doğu Avrupa ülkelerinden karşılıyorlar. Doğru , aralarında hayvanlarını terk edenler , sokağa atanlar , yazlığa girerken uyutanlar yok mu ? o da var .. insan olan her yerde bu risk var…aynı Türkiye’de de olduğu gibi.
Ben SHKD’ nin avukatı değilim. Kendilerini de tanımam. Robert Smith ve İvan ile bir kere görüşmüşlüğüm vardır. Ayrıca telefonda ve email ortamında da yazışmalarım olmuştur. Görüşmelerimde de ne olursa olsun bu işin çözümünün yurtdışında değil Türkiye’de olduğunu kendilerine söylemişimdir. Yurtdışına hayvan göndermek de çözüm değildir , günü kurtarır. Tüm enerjinin , tüm paranın , tüm lobbycilik baskısının musluğu ana vanadan kapatarak , bataklığın kurutulması ile yani daha kaçak girişle ve kısırlaştırma ile olacağını söylemişimdir. Hayvan popülasyonun çokluğu hayvanseverleri de biribirine düşürmektedir.
Bu arada , İvan ve Robert ile bu camiada pek çok kişi görüşmüştür. Benim görüşmem ise SHKD’den ayda 5000 dolar maaş almama kadar internet geyiği olarak getirilmiş ve çalıştığım bulunduğum platform içinde zor durumda kalmam istenmiştir. Beni bilen bilir , onun için internet üzerinden yapılan hiçbir iddiaya da açıklama yapma ihtiyacı duymam. Zaten şahsen tanıyanlar böyle bir iddiada bulunmaz. Bu kadar tv programına katıldım , gazetelere yazılarımız çıktı bir tane bile SHKDyi övücü ya da yurtdışı trafiğini teşvik edici yazımı ve röportajımı göremezsiniz..tüm tv yayınlarını da tartışmaya mahal vermesin diye Haytap Video sitesine dahi koyduk. Shkd’nin Vet hekimi Murat Bekhamla çıktığım NTV programı bile bahane edildi. Bakın bakalım bir tane bu yönde bir konuşmam var mı ? Ama bu işten narsist ve egoist internet duygusunu tatmin etmek isteyen ruh hastaları günlük olarak tedavi olur. Müritleri inanır. “Hazret” gibi onlara taparlar.
Ya da Lösev ile yapmış olduğum çalışmada da Lösev ve Pınar Sosisten komisyon aldığım da ileri sürüldü. Hatta barodaki pozisyonumla para kazandığım dahi söylendi. Herkese laf yetiştirip yanıt verme ile zaman kaybederek açıklama yapma ihtiyacı da hissetmemişimdir. Çünkü bunun sonu yok..her gün herkes bir iddia ile ortaya gelir..Tanışmak isteyen gelir büroma tanışırız , soracaklarını yüzüme karşı sorar.
|
Eğer SHKD ya da başka bir dernek de bir seferde yüzlerce , binlerce hayvanı yurtdışına götürüyorsa işte burada durmak lazım. Bu ciddi şüphe uyandıran bir durumdur. Çünkü yüzlerce hayvanın bir seferde sahiplendirilebileceğine inanmak da çok güç. Hayatın olağan akışına ters. İşte burada DOGTRAFFICING denilen olay vardır. Ama bunu da iddia etmek yeterli değildir. Aksi takdirde ispatlanmamış komplo teorisi olarak kalmaya mahkum bir tez olur. Kaldıki böyle kötü niyetli bir işe kalkışan da bunu ne internet ortamında yapar , ne de duyurur.
Bu arada bu derneklerden terbiyesiz davrananlar olabilir , küfredenler bağırıp çağıranlar da olabilir. Bu onların ahlak anlayışıdır, yetiştirilme tarzıdır. Hayvanseverlerin çoğunun genel kalitesi , davranış biçimleri zaten bellidir. Onlardan opera seyircisi ya da Cumhuriyet gazetesi okuyucusu gibi bir kalite zaten beklenmez. Terbiyesiz olmaları hayvanları deney için yurtdışına transfer ettiklerini de ispatlamaz. Ama bir hukukçu olarak hele beni bu hayvanların deney hayvanı olarak kullanıldığı ya da bu köpeklerin kürk olduğu ve paranın kaynağının buradan geldiğine de inandıramaz. İddia edenden ispat beklerim. Hayvanların Türkiye’den deney labratuarına girdiğini gösteren en azından bir ihbar , tanık , fotoğraf gerekir. Bugüne kadar böyle somut bir kanıtı da kimse görmemiştir. İnanmak yetmez. İspatlayamıyorsan kanıtı bulana kadar susman gerekir ki herkes senin bu konuda ne kadar ciddi olduğuna inansın. |
Şunu da belirtmeliyim ki Türkiye’ nin sahil kesimlerinde barınak kurup bunlar üzerinden geçimlerini sağlayan özellikle Alman vatandaşları var. Bunlar zaten bizim bildiğimiz internet ortamına girmiyorlar ve Türkiye’de yaşanan trajik olayları fotoğraflayıp kendilerini acındırıp kendi dernekleri üzerine para topluyorlar. Marmaris’ten Alanya’ya kadar bu böyle…Bunlarla SHKDnin bağlantısı var mı onu da bilmem…ama böyle kişiler bizler burada birbirimize girerken zaten bu işleri “vur kaç” usulü ile münferit yapıp kendi vatandaşlarını da dolandırıyorlar…
Öte yandan , SHKD ‘de çalışan arkadaşların da yurtdışına karşı savaş veren diğer kişileri ırkçı bir tavırla aşağılayıp ,” sizler ilkokul mezunusunuz , yabancı dil bilmiyorsunuz , beş parasızsınız , kariyeriniz ne ki , deli yaşlı kadınlar ” gibi aşağılamaları da bir başka ırkçılık ve sosyal sınıf aşağılaması örneğidir. Herkes bilirki bu kapitalist dünyada kimse bulunduğu pozisyona bileğinin hakkıyla gelmez. Derse kendini kandırır. Kapitalist sistemde şans , tesadüf , kısmet çok önemlidir. Eğer bir kişi zenginse bu kendisinden değildir. Üniversiteyi yutdışında okumuşsa bu da kendi başarısı değildir. İki-üç yabancı dil bilmesi de içinde bulunduğu çevreden dolayı mümkündür. Bunu kimisi değerlendirir kimisi değerlendiremez. Ama bunu karşı tarafa sanki ezici bir üstünlükmüş gibi koz olarak kullanmak sosyal ve sınıfsal faşizmdir.
Hatta hayvanseverler arasında geçen hafta Kadıköy’de yaşanan sahiplendirme usulü , yaklaşım tarzı da hiç hoş değildir. Ama bunun kaynağının temelinde de bana göre hayvanseverlerin birbirlerine ve derneklere karşı önyargılı oluşu ve birbirlerini kendi doğrularından ödün vermeden hareket etmeleridir.
Açıkçası ben iki temel usulü de karşıyım. Hele ki bu Almandır , bu Hollandalıdır , bu yahudidir , bu zengindir , bu nedenle kesinlikle hayvan kaçakçısıdır , hayvanları deneye götürür bakış açısını asla anlamamışımdır. Benim için iyi bir hayvansever yabancı bir kişi , hayvanına kötü davranan Türk’ten daha evladır. Benim için doğru ve kaliteli İNSAN önemlidir. Yurtdışında memleket özlemi çeken havyansever (!), Türklerin bu gazına son yıllarda ülkede yükselen provakatif milliyetçilik ile birleştiğinin kimsenin farkına varmamasına ve bunu hayvan odaklı olmasına da şaşarım.
Burada bence şu ayırımı çok iyi yapmamız gerekir:
“Bir- iki hayvanın sahiplendirilmesi ile yüzlerce binlerce hayvanın tırlarla gemilerle götürülmesi arasındaki farktaki tavrımızın net olması”
Bir tane bile hayvan gidiyorsa ben buna da karşıyım demek bana akıllı bir yol gibi gelmemektedir.
Benim çok yakın arkadaşlarım dahi yurtdışına sokak hayvanlarını kurtarmak için güvendikleri kişilere sahiplendiriyorlar..Çünkü hayvanların hazır evlerini , sıcacık yuvalarını , kontrolörleri , kremetaryumlarını bile bizzat orada gördüm. Bizdekilerden daha iyi koşullarda bakıldıklarına dahi şahit oldum..
Buna karşı genel kanı ve refleks ise :
“sen giden on hayvandan 4 ünü görüyorsun..diğer altı hayvandan haberin yok…”
Peki Türkiye’de sahiplendirdikleriniz on yıl boyunca sanki çok mu garantili evlerde ? Belediye bir kalemde kaç hayvanı öldürüyor ? kaçını ormanlara atıyor ? kaçını barınaklara tıkıp orada resmi yoldan imha ediyor ? Belki Avrupa’da ölen hayvan sayısı kadar Türkiye’de hayvanlar sokaklarda ve barınaklarda ölüyor. Türkiye’de dahi sahiplendirilen hayvanlarda risk var. Kimse kendini kandırmasın.
Öte yandan uyutma olayı ise ABD’de çok yaygın ( yılda 10 milyona yakın hem de sağlıklı ve sahipli ev hayvanı ! ) olduğunu söylemek isterim. Bu uyutma ilacını satıp çok kazanan şirketler var mıdır ? o da vardır ? insan olan her yerde uyutma adı altındaki bu vahşet de vardır. Buna aracı olan dernek var mıdır ? varsa ona da karşıyımdır ama bununla iligli bir şey de duymadım .
Avrupa’da ise henüz bu kadar şiddetli değil. Avrupa’nın az olan barınak kapasiteleri çoğunda 40-50 tane hayvan bile değil. Barınaklarda sahiplendirme çok çok kuvvetli. Hatta şuna bile inanıyorum bizdeki belediyeler kuduz şüphesi ile öldürürken onların ( Avrupalıların ) barınaklarda uyuttuklarından belki daha fazla .
Kaldıki , barınaklarla uğraşanlar daha iyi bilir, hanginiz Türkiye’de hayvan sahiplendirdiniz de hepsi doğru ellerde kaldı…? Türkiye’de böyle bir sahiplendirmede risk yok mu sanki ? İnsanların milliyetlerine dinlerine göre mi hayvanseverliğin terazisi var ?
Şunu da belirtmek isterim ki HAYTAP’ ın başında olduğum süre zarfında ne SHKD’nin ne de başka bir barınağın kapatılması için ne talimatım ne de başvurum ne de el altından yönlendirmem olmuştur.
Kimseye böyle bir talimat vermedim. Bu yazının yazılma sebebi de bundan çıkmıştır.
SHKD’ nin yöneticileri beni sevmeyebilir , önyargılı olabilir…ben de onların yaptığı hareketleri beğenmem ama benim için önemli olan herhangi bir şekilde kapatılırsa oradaki hayvanlara ne olacağıdır.
Orası kapatıldığı zaman karşı karşıya olduğumuz Türkiye gerçeğidir. Dolayısıyla ne oranın ne de hiçbir yerin kapatılmasını istemem.
Plansız , projesiz başına buyruk yapılan iş arabesk kültürdür , cezasını yine hayvanlar çeker.
İvan’la , Robertla ya da başka bir çok insanla görüşmüşlüğüm onların avukatı olduğum onların gizli ya da doğrudan talimatı ile hareket ettiğim anlamına da gelmez. Tıpkı bu devletin bakanları ile de gerek email gerekse şahsi görüşmelerimde devletin ajanı olmadığım , hayvanların öldürülmesi için çıkan yasalara alet olmadığım gibi.
Eğer çözüme ulaşılacaksa herkesle konuşurum kimseden de izin almam bu kimsenin adamı olduğum anlamına gelmez. olay bakış açınıza bağlıdır. Sizi bu konuda kelimeler bile ikna etmez.
Fakat bu sis perdesinin aralanmasında taraflar arasındaki tüm diyalgoların kapanmış olması , insanların birbirlerine ağza alınmayacak hakaretler yapması, orasını burasını gösteren fotolar yollaması tüm güveni sarsmıştır. Ya da geçmişlerinden hatalar bulup
“ bu kürk giyiyordu , bu belediye başkanının karısı , bunun jipi var , bu et yiyor , bu milletvekili olmak istiyor , bunun amacı medyatik olmak vs “ gibi ipe sapa gelmez komplo teorileri ile zaman geçirmek , enerjiyi çözüm yerine bu işte çalışmak isteyenler üzerine adamak hayvan hakları hareketini Türkiye’de bir adım ileri götürmemiştir.
Bu konuda HAYTAP web sitesinde HAYTAP nedir başlığı altında bir sürü yazım vardır. Merak eden açıp bakar okur. Ama amaç bilgilenmek değil saldırmak olunca canı isteyen , istediği gibi okuduklarını anlar. Diğer insanları da öyle etkilemeye çalışır. Tıpkı bu yazıyı olduğu gibi.
Bu hareket korkarım bundan sonra da tüm çabalarıma rağmen lokal olarak kalmaya devam edecektir, asla ve asla ulusal örgütlü , kurumsal bir hale gelmeyecektir. Her yeni gelen deli için , doğru düzgün Türkçe okuyup yazmasını bilemeyen için sövüp sayıp ortalığı birbirine karıştırdığı ortama aracı olacaktır. Dernekçilik ve ego tatminleri ile enerjisini alacaktır.
Dünyanın her yerinde hayvan severler saatlerce konuşur , sayfalarca yazı yazar , motor gibi karşısındakini dinlemeden kendi bildiği doğruya karşısındakini inandırmaya çalışır. Kendi başına buyruk hareket eder. Fakat Türkiye’de ise doğru adamlar ise bu tarzdan ve etiketlenmeden dolayı hep kaçırılır. Kalanlar da vezir değil piyon muamelesi görülür. Hatta bir piyon kazanmak için vezir bile harcanır. Çingeneye kaftan giydirilir önce babasını asar.
Bu işte çalışmak bir şeyler yapmak isteyen bu işe yeni giren her gönüllü de saf saf
“ dernekler arası birleşme neden olmuyor , neden benim maillerim yayınlanmıyor, niye birbirimizle didişiyoruz , neden sevgi hareketi kurmuyoruz “ gibi sorular sorar.
Ta ki “etiketlenmeyi ” kabul edip safını tutana kadar.







Son Yorumlar