News

Değişimin Umudu Umut Oran ile Hayvan Hakları ve Siyaset Üzerine Bir Röportaj

   

CHP’nin 32. Olağan Büyük Kurultayı’nda Deniz Baykal’a rakip olarak adaylığını açıklamanın sonrasında Umut Oran ‘CHP’lilerin Umut’u’ olarak ortaya çıktı, Kemal Kılıçdaroğlu ekibinde genel başkan yardımcılığı, milletvekilliği, değişimin umudu Umut Oran… Fark yaratan birçok yönü arasında kibarlığı, zarafeti, mütevazılığı ve bunu siyasette kullanması sayılabilir, aldığı iyi eğitim, iş hayatındaki sağlam kariyeri ve kaliteli duruşu, siyasette özlenen bir duruş, bu röportajımıza konu olan ve tüm bu etiketler kendisine eklenmeden dikkatleri çekmiş yönü ise hayvan dostları arasında büyük sempati toplamasına neden olmuştu: köpeği Oscar için verdiği ölüm ilanı.
http://www.petshopgercegi.com/umut-oran-ve-oscar16-yillik-dosta-veda-ilani-veren-chp-genel-baskan-adayi/
Bu ilan ile sadece hayvan sevgisi olan bir işadamı görmedik, bir duruş ve fark yaratan bir tavır gördük, başarılı kariyer sahibi bir işadamının bir köpeğe bağlılığını gördük, hayat paylaştığı arkadaşı için verdiği taziye ilanındaki teşekkürü ile şimdiye dek yapilmamis bir şeyi yaptı, ve statüsü gereği saygın işadamı olarak bu tavrı sergilediği için de farklıydı, kendisine bu ve benzer etiketlere sahip birçok işadamı arasında fark yaratmış olduğu için saygı duyuyoruz.

 -Pet shop Gerçeği: Sayın Oran, öncelikle bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Siz tekstil sektöründe Anadolu’daki yatırımlarıyla ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunda yaptığı çalışmalarla tanınmaktasınız, siyasetin öncesinde kendi şirketiniz Domino Tekstil Ürünleri Sanayi ve Dış Ticaret AŞ’ ile hazır giyim sektöründe ihracata yönelik faaliyet, Şubat 2002’den 2005 yılı başına kadar TGSD’de (Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanlığı, Avrupa Hazır Giyim Sanayicileri Başkanlığı görevi, 2002’de de Dünya Hazır Giyim Federasyonu’nun başkanlığı, sizin yönetiminizdeki TGSD tarafından yürütülen ‘Anadolu’da Yatırımı ve İstihdamı Teşvik Projesi’, Ekim 2002’de Dünya Gazetesi’nin ‘İhracat Temelli Bölgesel Kalkınma Projesi Ödülü, Platin Ekonomi ve Aktüalite Dergisi’nin ‘Sosyal Sorumluluk Ödülü, Junior Chamber Türkiye tarafından düzenlenen ‘Türkiye’nin En Başarılı Genci Yarışması 2003’ yarışmasında, ‘İş Dünyası, Ekonomi ve Girişimcilik Ödülü, halen TOBB Türkiye Konfeksiyon ve Hazır Giyim Sanayii ve ayrıca Bolu Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanlığı… çok başarılı bir kariyer, fakat fark yarattığı alan biz hayvan dostları için ölen köpeğiniz Oskar için gazeteye taziye ilanı vermiş olmanız. Alışılmadık bir tavır, neden bir taziye ilanı? Acınızı paylaşmak için mi, hayvan sevgisi alanında bir kanaat önderi tavrı mı, neden ilan?

İlk olarak Türkiye’de Hayvan Hakları alanında yaptığı çalışmalar ve gösterdiği tüm fedakarlıklar sebebiyle hem HAYTAP’a hem de bütün hayvan dostlarına sevgilerimi, teşekkürlerimi göndermek istiyorum. İnsanlar doğadan ayrı, doğanın üstünde varlıklar değil. Tersine, insanlar doğanın bir parçası ve tüm canlılarla doğayı paylaşıyoruz. Bu sebeple, bütün canlıların yaşama gelmekle bazı hakları olduğunu kabul etmemiz, bu haklara saygı göstermemiz gerekiyor.

Hayvanlar, bitkiler ve tüm canlılar bizim bu dünyayı birlikte paylaştığımız en geniş ailemiz. Hep birlikte bir ekosistem içerisinde hayatlarımızı sürdürüyoruz. Bütün canlılar birbirine muhtaç, bu sistemde yer alan her canlı da hem dünyaya hem de doğadaki tüm canlılara karşı bir sorumluluk sahibi. İnsan türünün bu gerçeğin farkına varması ve doğayı beraber paylaştığı tüm canlıların, var olmakla sahip olduğu bütün haklara saygı göstermesi gerekiyor.

Hem ülkemizde hem de dünyada, bu bilincin uyanması ve toplumsallaşması için çalışan hayvan hakları aktivistleri çok büyük bir sorumluluk üstlenmekte. Bu sebeple onlara hem ülkemizin hem de dünyanın çok şey borçlu olduğuna inanıyorum.

Oskar, benim için çok özel bir arkadaş, çok farklı bir dost oldu. Gece gündüz beraberdik. Yılda kimi zaman 50 bin km yol katettik. En şiddetli kışta da en sıcak yazda da yanımdaydı. Tam 16 sene böyle bir yol arkadaşlığı yaşadık. Kötü günlerimizi beraber atlattık, iyi günleri birlikte yaşadık. Onun vefatı ile bir dostumu, bir arkadaşımı kaybettim. Dostunu, arkadaşını kaybeden biri ne yapıyorsa, ne yapması gerekiyorsa ben de onu yaptım.

-P.G.: Milyonlarca kişi sizi 26 Eylül 2007’de gazetelere verdiği ‘Vefalı dosta veda ve teşekkür’ başlıklı ilanla tanıdı. İlanda 16 yılının her anını birlikte geçirdiğiniz köpeğiniz Oskar’ın kaybıyla duyduğu acıyı anlatıyordunuz, köpeğinizin büstü fabrikanın girişinde talosu ise çalışma odanızda olduğu yazıldı, Oscar’ı toplantılara kabul etmeyenler ile görüşmeyi kabul etmediğiniz de, doğru mudur? Hayvan sevginizin yaşamınızda aldığı yer ve önemi nedir? Hayvan sevginizin Oscar ile mi yaşamınızdaki önemi artti yoksa aileden ve çocukluğunuzdan gelen bir paylaşım mıdır?

Bu noktada empati çok önemli. Kimseye bir şey dayatma hakkımız yok. Biz nasıl karşıdakinin bize bir dayatma yapmasına müsaade etmiyorsak, o zaman biz de kimseye bir dayatma yapmayacağız. Birbirimizin hassasiyetlerine saygı göstereceğiz, haklarını koruyacağız. Yani Oskar ile toplantıyı kabul etmeyenler ile görüşmemek, birilerini bunu yapmaya zorlamak gibi bir dayatma bence doğru değil. Böyle bir şey de asla yapmadım.

Ancak yemek yerken, bir yere giderken, Oskar’ı kabul edebilecek yerlere gitmeyi tercih ettim. Çok temel bir sebepten, Oskar ile vakit geçirmeyi, onunla birlikte olmayı seviyorum. Onunla paylaştığımız zaman benim için çok değerli. Dolayısıyla onunla olabileceğim yerleri tercih ediyorum.

Çocukluğumdan beri, aile ortamımızda hayvanlarla birlikte yaşadık, çok çeşitli hayvanla birlikte zaman geçirdik. Dolayısıyla hayvan sevgisine asla yabancı olmadım. Sadece, Oskar’ın benim için ayrı bir değeri, farklı bir yeri olduğunu söylemek lazım.

-P.G.:Ulkemizde hayvan hakları konusunda söz söyleyen, faaliyette bulunan kişilere, STK’lara karşı bir önyargılı yaklaşım vardır: insan dururken neden hayvan, bu konu sizin hakkınızda da negatif olarak da kullanildi mı, bazı kesimlerce bu tip bir tavırla karşılaştınız mı? Bu konuda tavrınız ve düşünceniz nedir?

Şimdi bu tip bir önyargının kabul edilebilir bir tarafı yok. Herkes bir sorunun ucundan tutacak. Herkes kendi kapısının önünü temizlerse, bütün sokak temizlenir, bütün ülke temizlenir.

Hayvan hakları aktivistleri hayvanların sorunlarını ifade edecek, insan hakları aktivistleri Türkiye’deki insan hakkı ihlallerini ortaya koyacak, işçi hakları ile ilgili olarak bir başkası çalışma yapacak, işverenin sorunları ile ilgili olarak bir başkası mesuliyet olacak. Örgütlü toplum dediğimiz toplum bu. Demokratik bir toplumda, herkes, toplumsal yapıya uyarıda bulunmak ve bu yapıyı belirlemek hakkına sahip. Siyaset dediğimiz şey böyle bir şey zaten. Sadece partilerde yapılan bir şey de değil, dünya örneğindeki gibi, sivil toplumun aldığı insiyatifle, kamuoyu bilgilendirmesiyle, farkındalık çalışması ile de yapılan bir şey. Hedefi de toplumda yaşadığımız bir sorunun, sıkıntının çözülmesi.

Dolayısıyla niye onu yapmadın da bunu yaptın diye bir soru sorulması mümkün değil. Biliyorsunuz HES’lere karşı Anadolu’nun Sesi diye bir sivil toplum insiyatifi var. HES derelerimizi, nehirlerimizi mahvediyor. Buradaki su kaynaklarımızı tahrip ediyor. Orada bir köylü arkadaşımız aynen şunu diyor “Su kullanım hakkı diye suyu şirkete vermişler. Peki ya bu balığın kullanım hakkı, bu ayının, doğanın kullanım hakkı? Kimin suyunu kime veriyorsun?”

Şimdi hayvanlar da hak sahibidir. Onların da hakkı vardır. Bu hakka saygı göstermek zorundayız. Dolayısıyla hayvanların haklarına tecavüz edelim ama şuna etmeyelim diye bir mantık olamaz. Kimsenin, hiçbir canlının hakkına tecavüz etmeyeceğiz. Bütün canlıların da haklarını koruyacağız. Artık bu bilince varmamız lazım.

Bakın gücü gücü yetene hukuku kötülüğün tarifidir. Gücüm varsa sana boyun eğdiririm, gücün varsa sana boyun eğerim diyen, ahlaktan, izandan, her tür değerden yoksun bir anlayış yaratır. Bugün çağdaş dünyanın geldiği nokta hakkın gücüdür. Herkes karşıdakinin haklarına uygun davranmak mecburiyetindedir. Hayvanları niye ayıralım? Yani ahlaki bir tutum olarak, moral bir sorumluluk olarak bu ayrımcılığı yapamayız. Onların da haklarını korumak ve savunmak mecburiyetindeyiz.

-P.G: CHP olarak hayvanlara kötü muamelenin Kabahatler Kanunu kapsamından çıkarılması için çalışacağınızı HAYTAP’ın hazırladığı yasal düzenleme önerisini destekleyeceğinizi belirtmiştiniz, bu konunun takipçisi olacak mısınız? Hayvanlara yönelik işlenen suçların yaptırımının artmasının önemi hakkındaki düşünceniz nedir?

Arkadaşlarımız ile birlikte HAYTAP’ın Kanun teklifi taslağı üzerinde bir çalışma yaparak bir kanun teklifi hazırladık. Bu teklifi şimdi belediye başkanlarımız ve milletvekillerimiz ile paylaşıyoruz. Bütün o görüşleri de toplayıp, teklife ekledikten sonra da teklifi TBMM’ye sunacağız. Bu konuda iktidar, muhalefet el birliği ile hareket edelim istiyoruz. Bu da siyasi bir ayrılma noktası olmasın, siyasi bir birleşme noktası olsun. Hayvanlara yönelik işkence yapanlar, cinsel bir eylem içerisinde bulunanlar, kasten veya canavarca duygularla hayvanlara eziyet edenler, öldürenler ile ilgili ciddi bir yaptırım lazım. Bunun haricinde sokak hayvanlarının bakımı, belediyelerin bu konudaki imkanları, bu imkanların geliştirilmesi, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve denetlenmesi, hayvanlara yapılan medikal operasyonlar, bunların standartları gibi çok temel alanları da ele alan kapsamlı bir teklifi zaten şimdi hazırladık, kısa sürede bu teklifi neticelendireceğiz.

Ancak teklif hazırlamakla iş bitmiyor. Bir de bu teklifin kabul edilmesi lazım. Bu noktada Türkiye’deki tüm hayvan hakları aktivistlerinin, bu mücadeleyi veren arkadaşların birlik olması gerekiyor. Bu teklif ancak sizler birlik içerisinde siyasi partileri, sivil toplum ve medya bilgilendirirseniz hayata geçebilir. Yani her şey daha yeni başlıyor. Önümüzde çok büyük bir mücadele var. Bu mücadeleyi vermek ve kazanmak zorundayız. Şayet hep birlikte bu iddiayı ortaya koyarsak, ben sonucun çok iyi olacağına inanıyorum.

-P.G.: Pet shop’larda hayvan satışı hakkında düşünceniz nedir? Kafeslerdeki köle ticaretinin yanısıra, ciddi boyutlarda bir vergi denetim sorunu da mevcut. Bu konuda çözüm sizce nedir? Örneğin Almanya’daki gibi pet shop’larda hayvan satışının yasaklanması ve dernekler ve devlet tarafından sıkı kurallar çerçevesinde yoğun şekilde denetlenen birkaç cinsten fazla üretime izin verilmeyen üretim evleri sistemi ülkemizde uygulanabilir mi? Alternatif çözümler ne olabilir?

Hazırladığımız teklifte çok kapsamlı bir düzenleme getirdik. 10 yıl süreyle hayvanların ithalat ve ihracatını yasakladık. Yeni bir sistem kurduk, pet shopların yapısını bütünüyle değiştirecek denetim mekanizmaları oluşturduk, yine buralardan elde edilecek gelirlerini sokak hayvanlarının bakımlarını da finanse etmesi için oluşturduğumuz bir fona aktardık. Kapsamlı ve detaylı bir düzenleme yapması için sorumlu bakanlığı belirledik ve o bakanlığa da teklifte büyük sorumluluklar verdik. Daha önceki tekliflerden farklı olarak, hem yetkiyi, hem sorumluluğu hem de denetim mekanizmalarını netleştirdik. Caydırıcı hükümler koyarak, kanunun etkinliğini arttırdık.

Bu teklif şayet kabul edilirse, bir ilde belirli sayıdan daha fazla bahsettiğiniz yerlerden olmayacak, bu yerleri açmanın koşullarını arttırdık ve zorlaştırdık, annenin ve yavrunun sağlığını tehlikeye atmamak için gereken her türlü anatomik, fizyolojik, psikolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almaya, temel barınma ihtiyaçlarını sağlayacak koşulları yaratmaya mecbur bıraktık.

Dolayısıyla şunu söyleyebilirim, ortaya koyacağımız sistem bu tip insan ahlakıyla bağdaşmayacak her tür bozuklukla mücadeleyi esas almıştır. Ancak bu sadece bir kanunla yapılacak bir şey değil. Bu aynı zamanda bir toplumsal mücadele noktası. Kültürel bir durum. Sosyolojik sorunlar, kanunlarla çözülmez. Bu noktada her an uyarıcı pozisyonda olmamız, sorunları tespit etmemiz ve çözümü için insani açıdan insiyatif almamız lazım. Buna da devam etmemiz gerektiğine inanıyorum.

-P.G.: Hayvan hakları konusunda ülkemizi gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında nerede görüyorsunuz? Son yıllarda bu alandaki STK faaliyetleri ve HAYTAP’ın çalışmaları konusunda görüşleriniz nelerdir?

Kat etmemiz gereken çok fazla mesafe var. Toplam demokratikleşme projesinin unsurlarından biri de hayvan hakları. Diğer unsurları bütünlüyor, gelişmişlik seviyemizi de gösteriyor.

Bu zamana kadar hayvan hakları konusunda STK’lar öncü görevi üstlendi. Bu görevi de tüm imkansızlıklara rağmen başarıyla götürdüler. Şimdi daha büyük hedefler için birlikte çalışmamız, sivil siyasetle sivil toplumun elele vererek daha kapsamlı reformları gerçekleştirmesi gerekiyor. Aktivistlerin en büyük gücü amaç birliğidir. Ayrılmadan, bölünmeden, ortak amacı gerçekleştirmek için birlikte hareket edebilirsek, belirlediğimiz hedeflere ulaşmamız da mümkün olacak. Bu noktada HAYTAP kapsayıcı bir şemsiye olarak çok önemli bir görev üstleniyor. Bu görevi daha üstün başarılarla yerine getireceğine de inanıyorum.

P.G.:Siyasete girme amacınızı ‘siyaseti meslek edinmek değil, ülkesine hizmet etmek istemek’ olarak belirtmiştiniz. CHP’de bugünkü parti içi yönetim tarzının, daha sosyal demokrat, daha demokratik olması gerektiğini, halkın gündemini tutması gerektiğini vurgulamıştınız. Şu durumda CHP’deki değişimin bu yönde olduğunu düşünüyor musunuz? Siyasette gençler aktif olmali midir sizce, ve bunun önü nasıl açılmalıdır? Bu konuda faaliyet göstermek isteyen gençler için önerileriniz nedir? CHP gençlere kapılarını açmakta midir?

Biz CHP olarak değişiyoruz. Genel Başkanımız 14 ayda 3 kez 81 ili gezdi. Tüzüğümüzü yenileyeceğiz, kurumsallaşacağız, yönetişim alanında ilerleme yapacağız. Her şeyi bilen değil herkesi dinleyen bir parti olacağız. Bakın ben ve milletvekili arkadaşlarımız her hafta bir ile gidiyoruz. Ben son bir buçuk ayda dört kere Avrupa’ya gittim. Bartın’ın köyünden, Brüksel’in göbeğine kadar her yerde etkin olmaya, güçlü bir oyuncu olmaya çalışıyoruz. Niye? Çünkü Türkiye’nin demokrasi ve özgürlüğü tehdit altında. Parasız eğitim istiyoruz pankartı açtığı için 19 ay tutuklu kalan gençlerden, şehitleri anmak için toplandığı zaman polisin orantısız şiddetiyle karşılaşan gazilere kadar halkımızın türlü kesiminin çok derin sorunları var. Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe sahip çıkılması lazım. CHP bunun adresidir. En nihayetinde bu amaçla kurulmuştur. Özgürlüğe sahip çıkmak, milletin egemen olduğu Cumhuriyeti korumak bu partinin kuruluş felsefesidir. Dolayısıyla bunu daha iyi, daha güçlü, daha etkin yapmak için gereken her adımı atıyoruz, daha ileri adımları da atmaya çalışıyoruz.

Siyasette gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler herkes aktif olmalı. Kendi kaderimizi başka insanların kararlarına bırakamayız. Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorsak o ülkeyi kurmak için çalışmak zorundayız. Bugün her 5 gençten bir tanesi işsiz. Norveç nüfusu kadar genç yoksulumuz var. Demokrasi anlamında büyük problemler mevcut. Bu sorunları nasıl çözeceğiz? Dünyada rica ile, minnet ile çözülebilmiş bir tane sorun yoktur. Bütün sorunlar mücadele ile, emek vererek, çalışarak çözülür. Dolayısıyla gençler elbette aktif olmalı, siyasete katılmalı ki, hak ettikleri dünyada yaşayabilsinler.

Parti olarak gençlerin aktif, dinamik ve güçlü enerjisine ihtiyacımız var. Cumhuriyet gibi Cumhuriyet Halk Partisi de gençlere adanmıştır. Dolayısıyla daha fazla genç arkadaşımızı bu saflarda bekliyoruz, bunun için de gereken her adımı atıyoruz.

P.G.: Basından duyduğumuz kadarı ile yeni evlisiniz. Öncelikle tebrik eder, mutluluklar dileriz. Ailede hayvan beslemenin çocukların ruhsal gelişimdeki önemi hakkında ne düşünmektesiniz?

Çok teşekkür ederim.

Ben hep hayvanlarla büyüdüm. Bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Bunun da bilimsel temelleri var. Çocuk gelişimi alanında hayvanlarla birlikte yaşamın etkileri üzerine bir çok çalışma yapılıyor. Son zamanlarda yapılan bir çalışmada hayvanlarla birlikte büyümenin çocuk gelişiminde önemli katlıları olduğu, çocukların sosyal yeteneklerinin geliştiği, empati niteliklerinin güçlendiği, sorumluluk üstlenme becerilerinin arttığı ortaya çıkmış. Çalışmayı yapan uzmanlardan Dr. Sue Doesher, özellikle okul öncesindeki çocukların hayvanlarla kurdukları ilişki ile önemli kazanımlar elde ettiğini ifade ediyor. Dolayısıyla sağlıklı bir çocuk gelişimi için hayvan dostlarımızın çok büyük katkıları var, bu konuya böyle yaklaşmak gerekir.

P.G: Ülkemizde büyükşehirlerde hayvan sahibi ailelerin sayısı hızla artmakta, buna rağmen Avrupa’da olduğu gibi restaurantlar, alışveriş merkezleri bu değişimle paralel hareket etmemekteler, hayvan sahiplerinin hareket alanı çok kısıtlı, toplu taşıma araçlarına dahi hayvanlarıyla binememekteler, yeşil alanlar az, bazı parklara dahi hayvan alınmamakta, hayvan kabul eden otel-restaurant sayısı çok az, alışveriş merkezlerine ise hayvanla girilemiyor, sizce ülkemiz hayvan beslemenin bir lüks olduğu algısından ne zaman kurtulacak ve hayvan sahipleri izole olmak zorunluluğundan çıkarak hayvanlarıyla şehir hayatına karışabilecekler?

Bunun gelişmişlik seviyesi ile alakası var. Daha gelişmiş toplumlarda hayvan sahiplerinin sosyal erişimini arttıracak ve kapasitesini güçlendirecek farklı uygulamalar gözüküyor. Ne yazık ki ülkemiz henüz bu konularda gereken mesafeyi alabilmiş değil. İlerleyen zamanlarda, demokratikleşmenin kökleşmesi ve refah düzeyinin artması ile birlikte bu sorunların da azalacağını umuyorum.

P.G.: Çok teşekkür ederiz, başarılarınızın devamını diliyoruz, sizi uzun dönemde de siyasette bu farklı duruşunuz ile görmek istiyoruz.

Çok teşekkür ederim ben de bu güzel görüşme için size teşekkür ediyor, tüm hayvan dostlarına ve sivil toplum aktivistlerine mücadelelerinde başarılar diliyorum. İnanıyorum ki, ortak hedefleri olan insanlar olarak ortak çalışma iradesi ve dayanışma anlayışı ile hareket edilirse, bu hedeflere ulaşılması mümkün olacaktır.

http://www.haytap.org/index.php/201111193676/haberler/umut-oran-ile-hayvan-haklari-uzerine-roportaj

0 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir