DUYURU: Lütfen yorumlarınızda iletişim bilgilerinizi vererek hayvan isteği yapmayınız. Sahiplendirme bölümündeki hayvanların sahiplendirilmesi ile Petshop Gerçeği sitesinin hiçbir bağı yoktur.

--------------------------------------------------------------------

Eğitim ve Demokrasi – Yalım Özdinç

Sadece tek bir alanla değil, siyasetle, hayatla ilgilenen, birçok konuda sosyal sorumluluk hissederek düşünen, yazan, tartışan, çözüm üreten bireyler olmayı her fırsatta vurguluyoruz. Ekibimizi bu tür bireylerden kurmaya çalışıyoruz.

petshopgercegi.com

Eğitim ve Demokrasi

Bir süre önce Cem Yılmaz, “Eğitim şart!” nüktesiyle hepimizi güldürdü. Ancak yalnızca çok azımızı düşündürdü. Gülenler, ilk zamanlardaki gibi espriyi artık komik bulmuyorlar. Dolayısıyla bu espriye artık gülünmüyor. Oysa nükte üzerine düşünebilen azınlık kitle, aradan daha nice seneler geçse bile, düşündüren o saklı gerçeğin acısını bizzat yaşamaya devam edecekler. Hem de, korkarım ki, her geçen günün bir öncekini aratacağı ömür törpüsü bir yolculuk boyunca…

Eğitim şart! Hem de her şey için. Ama öncelikle “insan” olabilmek için. Çünkü insanı insan yapan şey, yalnızca bir Adem oğlundan doğmuş olması değildir. İnsanı insan yapacak eğitim de, yalnızca dirsek çürüttüğü sıralardan ibaret değildir. Ne var ki, şart olan eğitimin bu işlevlerinin farkında değiliz. Farkında olmuş olsak, yalnızca fütursuzca kullandığımız çok sayıdaki cep telefonlarımız çağdaş olmazdı… Onları konuşurken bir yanına tuttuğumuz kafalarımız da çağdaş olurdu.

Günümüzde, gerek aile gerekse toplum düzeyinde yaşadığımız sorunların tümünün temelinde eğitim anlayışımızın dar kapsamlı ve düşük işlevli olması yatmaktadır. Aile içi şiddet olayları, okumasına izin verilmeyen çocuklarımız, genç yaşta hamilelik, erkeği tutturana kadar süren çocuk yapma girişimleri, yetişen her nesilde biraz daha barizleşen büyüklere saygıda artan kusur oranı, Kurban Bayramını kebap bayramına çeviren anlayış ve davranış örnekleri, her seçim arifesinde yaşanan ve yer yer ahlak çizgisini ihlal eden düşük seviyeli siyasi didişmeler ve çok partili siyasi yaşama geçtiğimiz dönem boyunca şaibesi hiç eksik olmayan seçimler ve seçilenler, sayımlar ve sayılanlar… İşte, o bizi güldüren “Eğitim şart!” nüktesinin gönderme yaptığı toplumsal gerçeklerimizden yalnızca birkaçı bunlar.

“Eğitim şart!” Çünkü eğitimi aksak ya da eksik olan toplumlarda demokrasi yalnızca belirli ve kısa süreli dönemlerde uygulatılır ve hatırlatılır. Tıpkı, bir büyük marketin belirli bir ürünün satışını artırmak için kısa süreliğine yaptığı promosyon duyuruları gibi. Bu nedenle, eğitim düzeyi düşük olan toplumlarda demokrasiden söz edilemez. Çünkü demokrasi, devleti yönetme sorumluluğunun talipler arasından birine (tek parti) ya da birkaçına (koalisyon) belirli bir süreliğine verilmesinde ülke vatandaşlarının eşit hakka sahip olduğu çoklu katılım esasına dayanan bir yönetim sistemidir. Ülkenin geleceğini vatandaşların görüşüne bırakmayı seçen bir devlet, vatandaşlarına öncelikle bağımsız düşünme alışkanlığı ve sağlıklı karar verme niteliği kazandıracak çağdaş eğitim ortam ve olanaklarını sağlamalıdır. Halkın görüşüne, doğrudan ya da dolaylı herhangi bir müdahalede bulunulmamalıdır. Aksi halde söz konusu rejime demokrasi denilemez.

The Economist dergisinin her yıl yayınladığı ve ülkelerin ne kadar demokratik bir yapıya sahip olduklarını 1 (en düşük) ile 10 (en yüksek) aralığında değerlendiren Dünya Demokrasi Endeksi’nde Türkiye’nin puanı 5,69 olarak açıklandı. 167 ülke arasından 87’nciyiz. “Çok da kötü değilmiş” gibi algılanabilir. Ancak, sıralamada 6 puanın altında kalan yönetimler “karma rejim” başlığı altında değerlendiriliyor. Yani demokrasiden uzaklaşmış bir yönetim tarzı olarak sınıflandırılıyorlar. Bu ayrımın nedeni, bir ülkede var olduğu söylenen demokrasiden % 40’dan daha fazla ödün verilmişse, orada artık demokrasinin ancak kırıntıları olduğundan söz edilebileceği gerçeğidir. Arzu edildiği takdirde, The Economist’in bu raporuna, kişisel ağ sayfamın http://sites.google.com/site/yalimozdinc/Home/knowledge-tank-1 adresindeki bölümünden erişilebilir (rapor, açılan sayfanı sağ en altındadır). Ancak uyarmalıyım; sıralamada hangi ülkelerin bizden daha yukarıda yer aldığını görünce bir nebze üzüleceksiniz. Tabi “Eğitim şart!” nüktesinin vaktinde gülmekten çok düşündürdüğü (ya da en azından artık düşündürmeye başladığı) biriyseniz… Demokrasi anlayışımız, devlet yönetimine talip kesimlerce bir bedel karşılığında satın alınabilecek (örneğin, çeşitli miktarlarda dağıtılan yardım çekleri) ya da bir şeyle takas edilebilecek (örneğin, kömür poşetleri) oylar olarak görülüp istismar edilmeye devam ettiği sürece, sanırım ileriki yılların demokrasi endeksi sıralamalarında giderek daha da aşağılarda yer alacağız.

Geniş bir seçmen kitlesini oluşturan bireylerin eğitim seviyesinin düşüklüğü bu şekilde kullanılmamalıdır. Fikri kolayca yönlendirilebilen ya da satın alınabilen kitleler esaret altında yaşamaya mahkumdur. Bir ülkenin geleceği nasıl böyle bir kitleye emanet edilebilir? İşte bu nedenle “Eğitim şart!” Devlet, yalnızca bu tehlikeden dolayı, sağlıklı ve tarafsız bir eğitim sisteminin tesis edilmesi, uygulanması ve değişen koşullara göre uyarlanmasını sağlayacak sürekli ve esnek eğitim politikalarını yapmak ve icra etmekle, ettirmekle mükelleftir. 1963 yılından bu yana beşer yıl aralıklarla sürekli kalkınabilmiş olsaydık, ne seyyar demokrasi anlayışına sahip vekillerin ve lider adaylarının cirit attığı ne de seçim dönemlerinde bireylerin seçme haklarını devrettiği, takas ettiği ya da satışa çıkardığı bir toplum görünümünde olurduk.

Öyle görünüyor ki, eğitim sistemimiz demokrasinin yüklediği sorumlulukları algılayabilecek ve bunları gereğince kullanabilecek olgunlukta bireyler yetiştirmeye tam anlamıyla muktedir değil. Cumhuriyetin emanet edildiği ancak günümüzde ne olacağı konusunda bile sağlıklı bir tercih yapamayan gençlere ve onları yetiştirenlere, ülkenin ileriki beş yılda nasıl olacağını belirleme yetkisi vermek ne kadar sağlıklıdır? Devleti idare etme görevini üstlenenler ya da üstlenme niyetinde olanlar, az bir gayretle (ya da masrafla) yönlendirebilecekleri oylardan mahrum kalmak istemiyorlar mı ki, düşünme ve eleştirme yetenekleri geliştirilememiş, umutsuz, fikir üretemeyen, bu nedenle mevcut fikirler tarafından kolayca etki altına alınabilen, demokrasiyi pazarlık edeceği bir oydan ibaret gören ya da oy vermeye bile tenezzül etmeyen öğretimli bir kitle yetiştirip duran sisteme bir çekidüzen verme gereği görmüyorlar? Anlaşılan o ki, bizde eğitim değil, “öğretim şart!”

Yorumlar

Doğru diyorsunuz, her işin başı eğitim. Cem Yılmaz’ın eğitim şart espirisine gülenleri hiç anlayamamış biri olarak yazınıza baştan sona katılıyorum. Ama en sonda eğitim değil de öğretim şart demenize şaşırdım, çünkü eğitim bir kişinin kişilik değerlerini oluşturmakda araçtır, öğretim ise kişiyi ancak öğretim derecesine ve çeşidine göre bilgili yapar.
Hani bir hikaye vardır, bilirsiniz, -bir çiftci oğluna “sen adam olamazsın oğul” dermiş. Vakit geçmiş devran dönmüş ve oğlu bir padişah olmuş. Babasını huzurna çağırtmış ve ” sen bana adam olamazsın demiştin ama bak ben padişah oldum” demiş. Adam acıklı acıklı gülmüş ve oğluna şunu demiş; “ben sana padişah olamazsın demedim, adam olamazsın dedim. bak padişah oldun ama hala babanı ayağına getirtiyorsun.” demiş.

bence bu hikaye eğitim ile öğretim arasındaki farkı açıkca ortaya koyuyor.Bilgili olmak değil, bilgiyi paylaşabilmek önemli. Hayat telaşı içinde çocuklarımızı “saldım çayıra mevlam kayıra” demeden gerçekten eğitebilmek önemli. En pahalı okul en çok eğitim veren okul değildir. Çocuğumun 3 yabancı dille öğretim yapan bir okulda öğretim görüyor olması onu gerçekte adam yapar mı? Anne baba desteği olmadan, doğru ile yanlışı ayırd edemeyen nesiller yatiştirmenin sonu ne olacak?
En önemlisi de “vicdan” duygusunu geliştiremediğimiz nesiller yetiştiyor olmamız. bazen duyarız, hatta sık sık duyarız, hep bu bilgisayar oyunları yüzünden, ah ahh hiç dinliyorlar mı, ne desek boş… anneler babalar ya böyle yakınırak sorumluluğu üstlerinden atmaya çalışır ya da çocuklarını tehditle “yola getirmeye” çalışırlar.
Aile içi şiddetin kaynağı tamamen yetersiz hissetme, kendine güven eksikliğidir. Temelinde de eğitimsizlik yatar. Bir insan her şeyi öğrenmiş olamaz, çok şey bilmek zorunda değildir ama karşısındakine kendisini ifade etmeyi öğrenebilir. Duygularını dinlemeyi ve “ben bunu yaptığında kendini kötü hissediyorum” diyebilmeyi ve kötü hissetmesinin nedenlerini açıklaya bilmelidir. Kendini ifade etmek de ancak çocuk yaşta kendisine söz hakkı tanınan kişilerde olur. “Sen çocuksun, sus bakalım” kültürü ile büyüyen çocuklar bir süre sonra ancak kavga gürültü ile ifade hakkını elde etmeye çalışan toplumlara dönüşür.

Mesela en basil örnekle,bir okulda ders anlatımı sırasında çocukları sözlüye kaldırmak onların bilgilerini test etmek yerine öğrencilere söz hakkı verilerek bildiklerini anlatma şansı verilse ve söz alıp konuşan öğrenciler takdir edilse güzel örnek olur ve diğerlerinin de derse katılımı teşvik edilmiş olur. Ne sözlü stresi olur ne de cevap veremediği için ceza alan çocuk kalır.

Evet, eğitim ve öğretim sistemimiz değişmeli ama önce sorumluluk sahibi ana-baba olmayı öğrenmeliyiz.

sevgiler,
Neşe Öztürk
Pozitif Köpek Eğitmeni

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)