--------------------------------------------------------------------
Yedi Aylık Husky
Sahipleri tarafından terkedilmiş güzeller güzeli safkan bir husky o. İnsanların bilmem kaç dolar verip de aldıklarından. Tabi hevesleri geçince onunda bir can olduğunu bir an düşünmeyip sokağa atılmış. 7-8 aylık bir kız. Sanırım geçmiş sahiplerinden ya şiddet görmüş ya da korkutulmuş. Ve tabi ki çok mutsuz.Ama hala sevgi dolu.Gerçekten onu evlatları yerine koyacak,çok sevecek,hiç terketmeyecek ve ona çok iyi bakabilecek bir aileye evde bakılması ricasıyla sahiplendirilecektir. İzmir içinde sahiplendirilecektir.
İletişim için:Selen- 0 536 706 00 80
Setterler, huskyler, ufak ırklar, melezler, anneler, bebekler yaslilar terk edilenler sizleri beklerler-Kebire Bozkurt
Hasdal Rehabilitasyon Merkezinde yuva arayan köpeklerin bir kısmı bir hafta 10 gün arasında süreleri
Bebekli annelerin daha fazla tabi ama yakında bebekler annelerinden ayrılacak ve anneler kısırlastırılıp salınacak bebekler annesiz kalacak hadi bir kacına yuva bulmamıza yardım edin lutfen paylasın.
Hasta kopeklerimiz de var bir kısmı ozel kliniklerde tedavi oldu bir kısmını kaybettik. Bir kısmı taburcu olacak ama gidecek yeri yok.
Hastalarımız sokaga donene kadar bir sure daha bakıma ihtiyac duyuyorlar var mı yardımcı olabilecekler?
Gecici kalıcı yuva da olabilirsiniz yeterki bir cana kapınızı açın yeterki sizde birseyler yapmak isteyin.
Acilen karma aşıya yaş mamaya ve süte ihtiyacımız var.
Ve tabi herşeyden çok SİZE ihtiyaç var. En önemlisi sizsiniz oradaki canlar için lutfen gelebilecek olanlar bekliyor sizi köpeklerimiz
Sevgiler
Kebire
info@kebirebozkurt.com
,
ticarethane!
İzmir Bostanlı’da, köprüye doğru sokaklardan birinin köşesinde bulunan xxx Veteriner Polikliniği & Petshop hakkında bildiklerimi paylaşmak istiyorum.
İki sene önce sokakta araba çarpmış olarak bulduğumuz bir köpeği en yakın vet orası 0lduğu için oraya götürmüştük. Zavallı köpek hiç ayağa kalkamıyordu, kalçasında belli ki bir hasar vardı. Ona çok iyi bakılıp tedavi edileceğini söyleyerek beni gönderdiler. Her gün ziyaretine gidip bir miktar para bıraktım iyi bakılsın diye. Ama üçüncü günün sonunda baktım ki köpeğin durumunda bir değişiklik yok; biraz terslendim. O zaman söylediler; “bu köpek iyileşmez, ölecek” dediler. “Peki sorunu ne” diye sorduğum zaman, tam olarak bilemediklerini söylediler. “Bunu alın götürün bulduğunuz yere, bizim kliniğimizi leş gibi kokuttu” dediler. Ben de derhal alıp başka bir veterinere götürmek istediğimi söyledim. Tam köpeği alıyordum ki, masraf listesiyle karşıma dikildiler. Üç günlük tedavi için bana inanılmaz bir borç yazmışlardı; ki köpeğin rahatsızlığını bile anlayamayıp tedavi edemediklerini söylemişlerdi. Sadece ağrı kesici veriyoruz demişlerdi. Neyse, ben çıkardıkları masrafın sadece yarısını ödeyebildim ve köpeği oradan çıkarıp başka bir yere götürdüm, tedavi ettirdim.
Bu veterinerle ilişkim bir kez de dünya tatlısı kızımız Lokum sayesinde oldu ve yine çok üzücüydü. Ben her zaman o veterinerin önünden geçerken dışarıda bir kafeste tuttukları iran kedilerini görürdüm. O gün de hava çok serin ve çok rüzgarlı olmasına rağmen dışarıda küçücük bir kafese konmuş iki bebek chinchilla kedi gördüm. Birbirlerine sokulmuş titriyorlardı; gözleri akmış, popoları ishalden yara olmuştu. Hemen gidip onları kucağıma aldım ve beni görüp dışarı fırlayan beye neden bu halde olduklarını sordum. “Onlar son derece sağlıklı, bu yaşlarda hep ishal olurlar, önemli bir şey değil” dedi. Zaten bir tanesi satılmış, ertesi gün gelip alacaklarmış. Kalan da satılana kadar tek başına duracaktı. Maalesef dil döktüysem de kedilerin üşüdüğüne ve zor durumda olduklarına inandıramadım. Kedilerden daha tombiş olanıydı satılan, kalan yavru zayıftı. “Madem çok seviyorsunuz, siz alın onu da” dediler. “Hem aşıları da yapıldı, fazla masrafı yok” dediler. Zavallının bir gün daha o soğukta titremesine gönlüm razı olmadı, zaten tek başına kalacaktı. “Tamam, alıyorum” dedim. Almaya karar verince o ters ve kaba insan bir anda melek oldu bana karşı. Kediyi elimden alıp içeri götürdü, ensesindeki tüylere kırmızı bir kurdele bağlamak istedi(sanki bana oyuncak hediye ediyordu); ben de kedinin onun elinde huysuzlandığını görüp kurdele istemediğimi söyledim. Kediyi sertçe masaya atıp “Daha parasını ödemediğinize göre o hala bana ait, istediğimi yaparım” dedi. Benim sinirlendiğimi farkedince de gülerek şakaya vurdu.
Tam kediyi alıp çıkacaktım ki, aşısını da vuralım dedi. “Hani aşıları tamdı” deyince “bir tanesi eksikmiş, vuralım da götürün” diye ısrar etti. O sırada eşim geldi, o da kafesteki diğer cins kedilere bakmaya başladı. Bir tane siyam vardı, o da bebekti. Eşim ona ilgi gösterince kafesten çıkarıp elimize verdiler. Zavallı kedinin bir gözü iltihaplı, yine poposu ishalli ve kolunu kaldıracak hali yoktu. Onun nesi olduğunu sorduk, “sadece uykusu var” dediler. Gözünü tedavi etmeyecek misiniz dediğimde de, ederiz ama yine olur cevabını aldım. Eşim de “sağlıksız görünürse satamazsınız onu” dedi sırf tedavi etsinler diye. Adam bize şöyle bir bakıp “içerde başka kediler de var isterseniz” dedi. Arka odaya götürdü bizi. Minicik bir kafesin içinde 6 tane yavru ve anneleri deliler gibi miyavlıyordu. Onun da gözleri çapaktan kapanmıştı ve yavrulara basmadan ayakta bile durması zordu. Artık kendimi tutamayıp “bu annenin hali ne böyle, yazık değil mi ona, çıkarın ordan, çıkmak istiyor” diye bağırdım. Bu sefer veteriner hanım geldi ve “merak etmeyin, bir sorun yok, hemen alıp gözlerini sileceğim” diyerek anneyi kucağına aldı. Anne kedi sarı bir irandı ve zayıflıktan kadının elinde bir damlacık görünüyordu. Bebekler de üç-dört haftalık falandı. “Bunlardan birini istesem hemen veremezsiniz ki bana, annelerinin yanından ayrılmak için daha bunlar çok küçük” dedim. “Bir hafta sonra büyümüş olurlar, o zaman alın siz de” dedi adam!
Neyse ben Lokum’u alıp çıktım, tam bir sene oldu. Tatlı kızımın ishalinin iyileşmesi iki ay sürdü. Kendi veterinerime götürüp tedavisini orada yaptırdım. İshalken aşı vurulmaması gerekirdi, o yüzden bünyesi zayıflamış dedi veterinerim:( Yani giderayak çocuğuma bir de aşı vurdu oradakiler, sırf para için!
Bu veterinerle ilgili anlatacağım son bir şey daha var: bir arkadaşımdan öğrendim ki, arkadaşımın dişi kedisini çiftleştirmek için bir müşterilerinin erkek kedisini önermişler. Arkadaşım ısrarla kendi evinde olsun istemiş ve erkek kediyi eve getirmiş, kedi iki-üç adımdan uzun yürüyemiyormuş. Meğerse klinikte bir kafeste sürekli bu erkek kediyi tutyorlarmış. Müşterinin falan değilmiş kedi. Bu kliniğin damızlık kedisiymiş. Kafesten hiç çıkmadığı için ev ortamında şaşkınlaşıyormuş zavallı çocuk…
xxx Veteriner Polikliniği & Petshop’un sahiplerinin tamamen ticaret için kullandıkları bu zavallı hayvanların bir şekilde kurtulmasını çok istiyorum. Şimdiye kadar kime söyleyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim ama sonunda sitenizle karşılaştım. Lütfen bana bu vicdansızların cezasız kalmayacağını söyleyin…
Özyeğin Üniversitesi’nden Hayvan Katliamına Teşvik!
Basında ‘Kobayların Efendisi’ olarak ad takılmış bir veterineri kobay ürettiği projesi sebebiyle başarılı girişimci adledip destekleyen kurumu, neyi teşvik ettiğinin bilincine varmaya davet ediyoruz.
petshopgercegi.com
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1007596&Date=12.07.2010&CategoryID=77Kobayların efendisi!
12/07/2010 7:37
Veteriner hekim Betül Buğdaycı, ‘Bir fikrin var mı?’ yarışmasını kazandı ve Türkiye’nin ilk özel deney hayvanı üreten laboratuvarını kurdu
SERKAN OCAK
ANKARA – Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde genç öğrencilerden biri hocasını dikkatle dinliyordu. Laboratuvar Hayvanları Bilimi dersinde Türkiye’deki kobay hayvanları anlatılıyordu. Profesör, kobay hayvanı olarak kullanılan farelerin merdiven altında üretildiğini söylerken, bu hayvanların üretiminin mümkün olduğunu ancak büyük yatırım gerektiğini anlattı. Betül Buğdaycı okulun başarılı öğrencilerinden biriydi. Okulda notları diğer öğrencilerce çoğaltılıp onlar üzerinden sınavlara çalışılırdı. Profesörün anlattıklarını dinlerken not almaya kısa bir ara verip, düşündü: Türkiye neden kendi kobay hayvanını üretemesin?
Kafasındaki bu düşünce giderek olgunlaşmaya başladı. Çocukluğundan beri hayvanları çok sevmişti. Hatta bunu bir ‘ideal’ haline getirmiş ve üniversitesi tercihlerini yaparken Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi dışında bir tercih yazmayı bile düşünmemişti. Üniversitede okurken de gönüllü olarak hayvan barınaklarına gidip, aşılama işlemlerine katılıyordu.
Kobay üretme fikri güzeldi ama büyük bir engel vardı: Para. Astsubay bir babanın üç çocuğundan biriydi. ‘Asker çocuğu’ olduğu için ilk ve lise eğitimini başka illerde tamamlamıştı. Annesi ev hanımıydı. Böyle bir laboratuvar kurmak için kaynak bulması kolay değildi.
Yarışmayı kazandı
2007 yılında ‘umut verici’ bir gelişme oldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) ana sponsorluğunda ve Özyeğin Üniversitesi ile LabX isimli şirket genç girişimcileri desteklemek için ‘Bir fikrin mi var?’ isimli yarışma düzenledi. Buğdaycı ‘kobay projesini’ geliştererek bu yarışma için hazırlanmaya başladı. Yarışmanın sonunda birinci olana 40 bin lira da para ödülü verilecekti. Bu para ilk sermayesi olabilirdi. Ve öyle de oldu. 750 proje arasında Buğdaycı’nınki birinci oldu.
Direndi kazandı
Yarışmadan 40 bin TL kazandı. Projenin parlak olduğuna kanaat getiren LabX şirketinin ortakları projeyi desteklemeye karar verdi ve sonuçta toplam 200 bin TL’ye Ankara İvedik’te Türkiye’nin ilk Kobay Deney Hayvanları Laboratuarı’nı açtı. TÜBİTAK’tan da 400 bin TL destek aldı. Yola toplam 600 bin TL’yle çıktılar ancak ancak yeterli gelmedi. Buğdaycı hem iş çevresinden hem bürokratik çevrelerden destek görüyordu. Kimi işadamları projenin önünün açık olduğunu belirterek, ortak olmak istedi. Böylece para akışı sağlandı ve proje yaşama geçti.
Laboratuvar 2008 Eylül’de kuruldu. 14 Şubat 2009 ’da yurtdışından 250 hayvan geldi. Şu anda laboratuvarda 2 bin civarında hayvan bulunuyor. Bu hayvanlar üniversitelere ve tıp merkezlerine satılıyor. “Tüm tüm hocalarım akademisyen olmamı istiyordu” diyen Buğdaycı şunları söyledi: “Ailemizde hiç özel sektörde çalışan yoktu. Bu nedenle ben özel sektörü tercih ettim. Kazandığımız para şirketin kasasına giriyor çünkü Arge çalışmaları için de yatırım gerekiyor. Bu işten çok para kazanmayı amaçlamıyorum. Bunun yapılabileceğini göstermek istedim. Şimdi amacımız Arge çalışmalarıyla alternatif deney yöntemlerini geliştirmek.”
İhtiyaç 100-200 bin arası
Türkiye ’de bir ilk olan laboratuvarın kapısını Radikal’e açan Buğdaycı, şunları anlattı:
Merdiven altında üretim vardı: Türkiye’de kobay hayvanları yurtdışından yüksek maliyete getiriliyor ya da merdiven altında, gazlı bezlerde üretiliyordu. Buna göz yumuluyordu. Türkiye’deki deney hayvanı ihtiyacı Tarım Bakanlığı kaynaklarına göre 100 – 200 bin arasında. Artık Çevre ve Sağlık bakanlıkları devreye girdi. Artık daha titiz davranıyorlar.
Üç türden 10 türe çıkardık: İlk olarak yurtdışından 250 hayvan ve üç tür gelmişti. Biz şu anda 10 tür üretebiliyoruz. İhtiyaç olduğunda irtibatlı olduğumuz laboratuvarlardan hayvanları getirtiyoruz. Hayvanlar 18 – 50 TL arasında satılıyor. Fare kullanılmasının nedeni genetik olarak insana çok benzemesi.
Her fareye özel ortam: Kafeslerimiz yurtdışından geldi. Saatte 12 kez hava sirkülasyonu yapıyoruz. Tüysüz hayvanlar için oda sıcaklığının 27-28 derece olması gerekiyor. Bazı hayvanlarda 22 derece oluyor. Bu olmazsa hayvanlar ölüyor.
Tüysüz fare ilk kez: Tüysüz fareleri Türkiye’de ilk kez üretiyoruz. Mikroorganizma içermiyorlar. Bağışıklık sistemi yok. Bir tümör hücresi verecekseniz eğer, direnç göstermeden o hücreyi anında alıyor ve tümörlü oluyor. TÜBİTAK, bu konuda destek oldu. Özel kafeslerde bakılıyorlar. Yemleri, suyu, talaşları özel başka bir odada sterile ediliyor.
Tüp bebek için istendi: Birçok merkez ve üniversiteden talep geliyor. Denenmemiş tüp bebek metodu için bir merkez bizden deney hayvanları istedi. Bu tip çalışmalar için etik kuruldan onay alınıyor. GATA, Hıfzısıhha gibi kurumları anaçlarını bizden alıyor. Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma Uygulama Merkezi ’ne (KÖGEM) deney hayvanları verdik.
Profesörlere de kurs: Hayvanları kullanacaklara kurs veriyoruz. Aralarında profesörler de var. Deney hayvanını nasıl tutacağını bile bilmeyen hocalar vardı. Enjeksiyondan, hayvanın nasıl tutulduğuna kadar dersler veriliyor. Amaç, hayvanların az acı çekmesi.
Bazıları zorunlu ölüyor: Çalışmalar tabii ki hayvanların ölmemesi üzerine yapılıyor. Bazen mecburen ölüyor. Yüzde 100 ölmesi gerekiyorsa yüksek dozda anestezi uygulanıyor.
Araştırmaların önündeki engel kalktı
Hacettepe Ünversitesi Onkoloji Enstitüsi öğretim üyesi Dr. Güneş Esendağlı, üretilen deney hayvanlarını kullanan akademisyenlerden sadece biri. Kanser üzerine araştırmalar yapan Esendağlı, ‘Kobay’la ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“Özellikle deneysel kanser modelleriyle çalışıyorum. Yurtdışında çalışmak pahalıya geliyordu. İlk etapta bazı hayvan türlerinin dışında istediğimiz hayvan türlerini talep etme imkânımız doğdu. Eskiden ‘merdiven altı’ denilen etik olmayan şekilde üretimler de oluyordu. Hacettepe’de de üretiyorduk ancak kontrol konusunda personel sıkıntısı yaşıyorduk. Eskiden ihtiyacımız olan beş tür farenin ikisini üretirken artık beşini de bulabiliyoruz. Model çeşitliliği konusundaki sıkıntılar araştırmamızı kısıtlıyordu. Şimdi daha rahat çalışıyoruz. Ben bu hayvanlarda kanserin gelişimini izliyorum. Bir kenser dokusu vererek bir de direkt kanser hücresi vererek gelişimi izliyoruz. Tedavisi için çalışıyoruz. Hücre düzeyinde de yapıyoruz. Ancak organlar arasındaki geçişi izleyemiyoruz. Aynen insanda oluştuğu gibi oluşuyor. Canlı içerisinde biyolojik gelişimi takip ediyoruz.” (Radikal)
Haberi bizlere gönderen hayvan dostu: Lale Alatlı
Eminönü’ nde Pitbull satışı yapan petshop
Cumartesi günü Eminönü’ ndeydim. Hepimizin bildiği meydanda caminin
karşısında bulunan petshoplarda hayvan satışı yapılıyor.
Sağlıklılar mı diye
bakmaya gittim. Biraz da fiyatları merak ettim. Golden 350 TL dedi. Aşı
karnesini getirdi. Karmaları vs. yapılmış. Düşünün geriye kalan
kazanacağı
parayı? Değer mi bir canı bu denli yıpratmaya? Fakat ilginç olan
kısmı bu
değildi. Golden’ ın kafesinin altında hasta bir köpek dikkatimi çekti.
Adama
hasta olduğunu söyledim. Yok birşeyi dedi kafese vurmaya başladı.
Canlanır
şimdi o, sıcaktan bayıldı dedi. Burnu akıyordu, gözleri
çapaklıydı.
Cinsi Amerikan Pitbull… Şaka gibi. Sayın yetkililer evlerdeki
pitbullara
gözlerini dikmiş. Ancak İstanbul’ un göbeğinde orta yerde hala pitbull
satışı yapılabiliyor. Bu ne yaman çelişki? Ben yine işin içinden
çıkamadım.
Esra Macal
























